Devletlerin psikolojisi olmaz; ama devlet davranışlarının ruh hâli olur. Bazen bir ülke konuşur ama temas kurmaz. Masaya oturur ama bağ kurmaz. Ticaret ister ama karşılıklı bağımlılıktan ürker. Teknoloji ister ama açık ağdan korkar. Sermaye ister ama yabancı etkiyi zehir gibi görür. İşte IRIS Radar’ın “şizoid jeopolitik” dediği şey, bu yeni çelişkili devlet refleksidir: dünyaya bağlı kalmak zorunda olan ama dünyayla temas ettikçe savunmaya geçen siyasi akıl.
Bu kavram, klinik bir teşhis değil; dış politika davranışını okumak için kullanılan sert bir metafordur. Kaynak notta da model; izolasyonizm, duygusal soğukluk, savunmacı duvarlar ve içe dönük propaganda dünyası üzerinden kuruluyor. Fakat bugün mesele yalnız Kuzey Kore tipi tam kapanma değildir. Daha yaygın ve daha tehlikeli olan, “seçici kapanma”dır: devletler kapılarını tamamen kapatmıyor; kapıya algoritma, gümrük, yaptırım, veri kuralı, vize rejimi, ihracat lisansı ve güvenlik filtresi koyuyor.
Bu yüzden yeni dünya açık görünür ama pürüzlüdür. Uçaklar uçar, gemiler geçer, para dolaşır, veri akar. Fakat her akışın üstünde görünmez bir soru asılıdır: “Bu bize bağımlılık mı yaratıyor, yoksa güç mü kazandırıyor?” Küreselleşme hâlâ vitrindedir; ama arka odada herkes kendi duvarının tuğlasını saymaktadır.
2026 risk ortamı da bu ruh hâlini doğruluyor. Dünya Ekonomik Forumu, 2026 için en önemli kısa vadeli küresel risk olarak jeoekonomik çatışmayı gösteriyor; ekonomik araçların artık yalnız refah değil, baskı ve rekabet aracı haline geldiğini vurguluyor. Aynı raporda uzmanların büyük bölümü önümüzdeki dönemi parçalı, türbülanslı ve istikrarsız görüyor. Bu, klasik savaş diliyle açıklanamayacak bir durumdur. Çünkü savaş artık yalnız cephede değil; tarife cetvelinde, ödeme sisteminde, enerji kontratında, veri merkezinde ve liman sigortasında da yaşanıyor.
Şizoid jeopolitiğin ilk belirtisi, stratejik yalnızlaşmadır. Devletler ittifaklara ihtiyaç duyar ama ittifakların kendilerini sınırlamasından korkar. Çok taraflı kurumların meşruiyetini kullanır ama karar bağlayıcılığına direnir. “Ortak düzen” derken aslında “kontrollü mesafe” ister. Bu nedenle yeni diplomasi, tokalaşırken eldiven takan bir diplomasiye benziyor.
İkinci belirti, ekonomik duvarlaşmadır. Kritik mineraller, çipler, enerji teknolojileri, ilaç hammaddeleri ve savunma alt bileşenleri artık yalnız ticari ürün değil; ulusal güvenlik dosyasıdır. OECD verileri, 2022-2024 döneminde kritik hammaddelerde küresel ticaretin yaklaşık yüzde 16’sının en az bir ihracat kısıtlamasına maruz kaldığını; kobalt, manganez, grafit ve nadir toprak elementlerinde kısıtlama maruziyetinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yani devletler artık sadece sınır kapılarını değil, periyodik tabloyu da jeopolitikleştiriyor.
Üçüncü belirti, dijital içe kapanmadır. Eskiden duvar betonla örülürdü; şimdi kodla, platform kuralıyla, veri yerelleştirmesiyle, içerik filtresiyle ve kimlik doğrulama zorunluluğuyla örülüyor. Freedom House’un 2025 raporu, küresel internet özgürlüğünün 15’inci yıl üst üste gerilediğini ve devletlerin sansür, gözetim, yapay zekâ destekli manipülasyon ve çevrimdışı baskı araçlarını birlikte kullandığını belirtiyor. Bu artık yalnız “internet politikası” değildir; toplumun dış dünyayla temas biçiminin devlet eliyle yeniden yazılmasıdır.
Dördüncü belirti, iç gerçeklik üretimidir. Şizoid jeopolitik, dış dünyadan tamamen kopamaz; ama içeride dış dünyayı kendi anlatısına göre yeniden kurar. Halkına bazen “herkes bize muhtaç”, bazen “herkes bize düşman”, bazen de “biz zaten tek başımıza yeteriz” hikâyesi anlatır. Böylece devlet, kırılganlığını özgüven; yalnızlığını ahlak; maliyetini kader gibi sunabilir.
IRIS Radar açısından kritik soru şudur: Bir ülke gerçekten bağımsızlığını mı güçlendiriyor, yoksa temas kurma kapasitesini mi kaybediyor? Çünkü stratejik özerklik ile şizoid kapanma aynı şey değildir. Stratejik özerklik, dünyayla pazarlık gücüyle temas kurmaktır. Şizoid kapanma ise dünyayla temas ettikçe daha fazla savunmaya çekilmektir.
Yeni dönemin riski burada yatıyor: herkes birbirine bağımlı, ama kimse bağımlı görünmek istemiyor. Herkes tedarik zinciri istiyor, ama kimse başkasının zincirine halka olmak istemiyor. Herkes veri istiyor, ama kimse verisinin dışarıda yaşamasına razı değil. Herkes ittifak istiyor, ama kimse kendi karar odasına ortak istemiyor.
Bu nedenle şizoid jeopolitik, yalnız kapalı rejimlerin değil, parçalanan küresel düzenin davranış biçimidir. Dünya artık birbirinden kopmuş adalardan oluşmuyor; birbirine bağlı ama birbirinden kuşkulanan odalardan oluşuyor. Kapılar açık, kameralar çalışıyor, perdeler kapalı.
IRIS Radar’ın hükmü sade: Önümüzdeki dönemde en güçlü aktör, en yüksek duvarı ören değil; hangi kapıyı açık, hangi veriyi içeride, hangi tedariki yedekte, hangi ittifakı mesafede ve hangi anlatıyı gerçeklikle temas halinde tutacağını bilen aktör olacaktır. Çünkü temas kuramayan güç, bir süre sonra yalnız güçlü görünür.